Milena'ya Mektuplar Kitap Sözleri ve Alıntıları

Bu sayfamızda Franz Kafka'nın 'Milena'ya Mektuplar' isimli eserinden en güzel alıntılar yer almaktadır.


Milena'ya Mektuplar Kitap Sözleri ve Alıntıları

Sevgili bayan Milena'ya, size önce Prag'dan, ardından da Meran'dan yazdığım kısacık mektuplarıma kesinlikle cevap beklemiyordum. Umduğum gibi karşılık yazmadınız da sevinmem gerek. Sessiz kaldığımız her gün iyi olduğumuzun işaretidir. Bu yüzden sevinmem gerek ki, iyi olduğunuzu bildiğim için.

Yarım kalmış bir düş gibi. Önümden geçip gidiyorsunuz. Masalar, sandalyeler, geçtiğimiz yer, hatta elbiseniz bile gözümün önünde. Yüzünüzün, ayrıntılarını çıkaramıyorum. Kötü bir yarım düş olsa gerek bu. Çok ilginç, hem de çok.

Yüm gece yağan yağmur nihayet durdu. Kutlayacağım bunu. Kutlama şeklim ise size yazmak. Bu amansız yağmurda insanın tek mutluluğu yabancı bir çevrede olması.

Aklımdan çıkmayan şu hastalığınız.. Benim gibi öğüt verme konusunda pek de ümit edilmemesi gerek birinden yine de duymak isterseniz "Kendinize iyi bakın. Sizi sevenlerin fedakarlığı lazım" bunları da atlatırsınız. sizden iyi haberler bekleyeceğim.

Sizden istediğim çevirilerime bir anlık bile uykunuzu feda etmemeniz. Daha sonra vicdan azabı çekmek istemem. Kendim için istiyorum. Lütfen.

Gönül ilişkilerimde edindiğim tecrübe erkeklerin daha çok acı çektiği. Aslında bu acı karşılıklıdır. Kadının çektiği acı gerçektir ama erkeğin acısı fazladır.

Siz son mektubunuzda geniş yüreklilikle teşekkür etmişsiniz bu uykusuz adama. Olayı duyan birisi olsa amma adammış diyecek sanki. Ama o adam aslında tembelin biri süt içiyor her gün, besleniyor, kendine bakıyor.

Fakat ben ne kadar basitim, keşke görebilseler içimi. Anlatabilsem, inanırlar mı?

Uykusuzluk aklıma neler getirdi. Anlamsız ve çok laf ettim. Bağışlayın beni.

Sıkılıyorum size böyle hitap etmekten. Bayan Milena yavan geliyor bu hitap bana. Yeni memuriyete atanmış bir katibin konuşması gibi. Ama elden bir şey gelmez. Yarının ne olacağı belli olmayan bir dünyada biz hastaların dayanakları bunlar olsa gerek. Sıksa bile muhtacız bunlara; güçsüzüz biz.

Üstelik benden mektup alamayınca üzülecek kadar da iyi bir insansınız..

Anladığım kadarı ile Milena ikimiz de çok çekingen ve ürkek kişileriz. Birbirimize gönderdiğimiz mektuplar o kadar çekingen o kadar korku dolu ki. Cevaplar dersen onlar ayrı bir korku kaynağı ikimize de doğuştan gelmemiş bu özellikler ama ben de huy edinmiş artık.

Bir odadayız Milena. Birbirine bakan iki kapının ardındayız ama ayrı ayrı. Biri açacak olsa diğeri hemen ürküp kapıyor kapıyı. Halbuki bu iki kişi ürkeklik olarak bu kadar benzemeseler, biri diğerine hiç aldırış etmese açsa kapıyı çıksa dışarı odayı düzenlese. Ama hayır o da en az diğeri kadar ürküyor ve saklanıyor kapısının ardına ve o güzelim oda bomboş kalıyor ortada.

Ve bu yüzden hep ikimizi üzen yanlış anlamalar oluyor. Aslında senin anlamadığını söylediğin o mektuplar sana en yakın olduğum zamanlar yazmış olduklarım oluyor.

Geç geldi mektupların. Sana "yavrucuğum" dediğim için kızıyorsun yine bana haklısın.

Şakayı severim ama hepsinin altında bir şeyler ararım. Dünkü mektubunda ne kadar çok kullanmışsın "ve" kelimesini. Belki de bir aşağılama vardır bunda kim bilir?

Evet Milena işte viyana'da bir postahanede oturmuş kahve içiyorum şu an. Geldim Milena. Buna hala inanmıyorum. Rüya görüyorum sanki şu an.. Bugün senin sevdiğin yerleri gezeceğim.

Her tarafa "Milena" yazdım yazmayı bildiğim tek kelime bu ve ben büyük bir coşku ile bunu herkese göstermek istiyorum. Hasta olduğum için "6 ay boyunca dinlen, günlerini boş geçirmeye bak" diyorlar. Oysa bu altı ayın sadece 4 günü izin veriyorlar mutluluğa. Hala hastaysam suç bende mi peki?

Tutalım ki seni her şeyden çok seviyorum dedim, aslında bu bile sevgi sayılmaz; senin bir bıçak olman, benim de bu bıçakla içimi deşip durmamdır sevgi.

Böyle gevezelik etmemin tek sebebi, her şeye rağmen senin yanında kendimi iyi hissetmem.

Bir bakıma senden bağımsız durumdayım, çünkü sana karşı bağımlılığım sınır tanımıyor. “Ya hep, ya hiç." fazlasıyla büyük bir söz benim için. Ya sen benimsin, o zaman her şey yolunda demektir, ya da kaybederim seni, benim olmaktan çıkarsın, o zaman iş kötüye varmakla kalmaz, her şey çıkıp gider elimden, o zaman ne kıskançlık kalır, ne hastalık, ne korku ne de başka bir şey…

Ateşten örülmüş uzun alevlerdir sevgilim, dolaşır yeryüzüne sarar beni.
Ama sandıklarını değil, görmesini bilenleri sürükler ardından.

Nasıl dayanırım? Onsuz yasamaya nasıl dayanacağım? Aklım almıyor. Sabahtan aksama değin sokaklarda dolasıyor, sabahlara değin penceremin önünde oturuyorum, bin bir sey geçiyor kafamdan, incecik bir oltaya takılmıs gibi sızlıyor yüreğim... Dayanılır gibi değil.

''Ve şimdi Milena, sen de bana sırt çeviriyorsun, uzun sürmez, biliyorum ama bak, insan buna kalbi atmadan uzun süre dayanamaz ve sen sırt çevirdiğin sürece, o kalp nasıl atar...''

''Sizinle ortak bir özelliğimiz var: O kadar çekingen ve ürkeğiz ki, hemen her mektup farklı, hemen her mektup birbirinden korkuyor; gelecek cevaptansa daha da fazla korkuyor...''

Önümde dursan ve bana baksan; içimdeki acılar hakkında ne bilebilirsin ki; ben seninkiler hakkında ne bilebilirim ki? Ve ayaklarına kapanıp ağlasam ve anlatsam; sana cehennemin sıcak ve korkunç olduğunu anlatsalar; benim hakkımda cehenneme ilişkin bildiklerinden daha fazlasını bilecek misin? Bu yüzden bile biz insanların cehennemin kapısının önündeymişiz gibi birbirimizin karşısında o kadar saygılı, o kadar düşünceli, o kadar sevgiyle durmamız gerek.

"Ben bütün zamanımı ve bütün zamanımdan bin kat fazlasını ve daha da iyisi, dünya üzerinde var olan bütün zamanları senin için kullanmak istiyorum; seni düşünmek, senin içinde nefes almak için. Evimin de huzuru kaçacak, gecelerin de huzuru kaçacak, bambaşka bir yerde olmak isterdim. Pek çok şeyin bambaşka olmasını isterdim…"

Ama üzüntü demek; gece gündüz,uykuda olsun,uyanık olsun,vücuduna saplanmış bir oku taşımak demek. çekilir şey değil bu.

Ama üzüntü demek; gece gündüz, uykuda olsun, uyanık olsun, vücuduna saplanmış bir oku taşımak demek. Çekilir şey değil bu.

Unutamayacağım bir doğa olayıydı yüzün istasyonda Milena: "Bulutlardan değil, kendiliğinden gölgelenen bir güneştin sanki.

Bu dünyada olduğun için teşekkürler; baştan ona bakıp da senin, içinde bulunabileceğini düşünemezdim

Ve ayrıca benimle ilgili olarak için rahat olsun, son günde ilk günkü gibi beklerim.

Bugün bir Viyana haritasına baktım, senin sadece bir odaya ihtiyacın varken, bu kadar büyük bir şehir inşa edilmiş olması bana bir an için akıl almaz geldi.

Şaşırtıcı şeyler vardır ama bu, en az şaşırtanlardan biri olurdu; çok daha şaşırtıcı olan, mesela her sabah yataktan kalkmak. Fakat bu, insana güven veren bir sürpriz değil, kimi zaman tiksinti uyandıran bir garabet.

Mutlulukmuş! Sanki mutluluk imkanı yalnız ve sadece bizim içimizde değilmiş gibi! Sanki mutlu olma yeteneği tıpkı şarkı söyleme, yazma, politika ya da ayakkabı yapma yeteneğine benzer özel bir kabiliyet değilmiş gibi!

Kirliyim ben Milena, sonsuz kirli, o yüzden temizlik konusunda böylesine yaygara ediyorum. Hiç kimse cehennemin dibindekiler kadar temiz şarkı söyleyemez; meleklerin söylediğini sandığımız şarkı, aslında onlarınkidir.

Ama çocuklar ciddidirler ve imkansızlık nedir bilmezler. suya atma işinde on kez de başarısız olsalar, bir dahaki sefere başaramayacaklarını düşünmezler, hatta önceki on denemede başarısız olduklarının farkında değildirler.

İçi insanlarla dolu büyük evler var karşıda, gene de tek odada bir başına olmak, bir evde yalnız yaşamak, yaşamın en önemli yanı, daha doğrusu: Kimi zaman yalnız kalabilmek mutluluğun ilk koşulu.

Pazar günkü mektubunuzu tekrar okudum; ilk okuyuşumdan sonra düşündüğümden daha da korkunçmuş. İnsan, Milena, sizin yüzünüzü avuçları arasına almalı ve dosdoğru gözlerinizin içine bakmalı ki, karşınızdakinin gözlerinde kendinizi görüp o andan itibaren o yazdıklarınızı değil yazmak, düşünemeyecek hale gelesiniz...

Seni kaybetmekten o kadar çok korkuyorum ki Milena. Bazen düşünüyorum da eğer gerçekten insanlar mutluluktan ölebilselerdi benim çoktan ölmüş olmam gerekecekti. Ama ben aksine mutluluk sayesinde tekrar hayata döndüm.

Milena sen şimdi yüreğime aklıma bütün varlığımı büyüleyen o sesinle çağırıyorsun beni yanına. Ama aslında beni tanımıyorsun bile. Birkaç mektup başkalarının birkaç güzel sözü aldatıyor olabilir hala seni. Belki de bütün bu söylenenlere aldanmayıp foyamı ortaya çıkarmak için çağırıyorsun beni. Başını döndüren şeyler beni görünce kaybolacak biliyorum. Bundan korkuyorum.

Milena'ya Mektuplar Kitap Sözleri ve Alıntıları Devam Ediyor

Her gün yazılan mektuplar insanı güçlendirmek yerine zayıf düşürüyor; eskiden mektubu bir dikişte içip bitiriyor ve aynı anda hem on kat güçlenip hem de on kat susuyordum.

Evet seviyorum seni anlayışı kıt kız, için rahat etti mi? Koca deniz dibindeki küçücük taşı nasıl severse benim de sevgim öylesine yığılıyor üstüne. Tanrı isterse o küçük taş ben olurum bir gün.

Milena, aslında mesele o değil; sen benim için bir kadın değil, bir kız çocuğusun, senden daha safını görmedim, sana elimi uzatmaya cesaret edemem küçük kız; bu kirli, titrek, pençeyi andıran, dengesiz, kararsız, soğuk soğuk terleyen eli...

Bu bakımdan güçlü olduğum zamanlarda bile güçlü değildim ben.

Yüreğimin kuytusunda birazcık küslük bulunsun size karşı dengeyi sağlar.

İki saattir kanepede uzanmış yatıyorum ve bu süre boyunca senden başka hiçbir şey düşünmedim...

İnsan aslında sahip olduklarının bilincinde olmayan bir kapitalist.

Aylar sonra ilk defa gözlerim bir işe yarayacak seni görerek.

İnsanları iyi tanır mısınız Milena? Bazen bundan kuşku duyuyorum.

Gelme. Bir gün gerçekten ihtiyacım olduğunda ve senden gelmeni istediğimde, hemen geleceğin umudu kalsın bende, ama şimdi gelmesen daha iyi, çünkü yine gitmek zorunda kalacaksın.

Durum şuydu: Beyin kendisine yüklenen üzüntü ve acılara dayanamaz hale geliyordu. Diyordu ki: Ben pes ediyorum; fakat burada, bütünün korunmasına önem veren biri daha var, o halde yükümün bir kısmını alabilir ve bir süre daha böyle idare edilebilir. İşte arada akciğer devreye giriyordu, herhalde kaybedecek pek bir şeyi yoktu. Beyin ve akciğer arasında, benim bilgim dışında yapılan bu pazarlıklar korkunç geçmiş olmalı.

Cevap vermek için çok yorgunum, aşktan, kederden, çaresizlikle cebelleşmekten o kadar yorgunum ki.

Galiba erkekler daha fazla acı çekiyorlar ya da bir başka bakış açısıyla, bu konuda karşı koyma güçleri daha az. Oysa kadınlar daima suçsuzca acı çekerler; üstelik "ellerinde olmaksızın" değil, gerçek anlamda, ki aslında belki bu da yine "ellerinde olmaksızın"a çıkar.  Zaten bunları düşünmek boşuna.

İki insanın birbirini alması (evlenmesi) için tek mantıklı sebep vardır, o da birbirini almamasının imkansız olması.

... ama vücudumda kalbim yerine bu korkak çarpıyorsa, ben ne yapayım?

Gerçek Milena'ya yazacak birazcık bile zaman yok, çünkü daha da gerçek olanı bütün gün buradaydı; odada, balkonda, bulutlarda...

Şeytanları tarafından işkence edilen insan farkında bile olmadan öcünü en yakınından alır.

Sanki bir hafta boyunca hiç ara vermeden bir taşa çivi çakmakla görevlendirilmişim gibi; üstelik işçi de çivi de bizzat benim. Milena!

Medusa'nın muhteşem başı olmalı sende, endişe yılanları aynı öyle kıvrılarak başını sarıyor, benimkilerse daha da yabani korku yılanları...

Kıskanmıyorum sanma, hayır kıskanmıyorum, ama ya dünya çok küçük, ya biz çok iriyiz, sığamıyoruz. Hem kıskandığım kim ki!

Geceyi uyku yerine mektuplarınla geçirdim. Her gün yazışmak, güçlendirecek yerde güçsüz kılıyor insanı. Eskiden bir solukta içerdim mektuplarını. Fakat şu an mektubunu okurken dudağımı kemiriyorum, şakaklarımın ezildiğini duyuyorum. Buna da boyun eğebilirim ama yokluğuna asla…
“ Sev beni Milena..! ”

“Ya hep ya hiç” sözü ne kadar büyük bir söz. Sen de ya benimsin ya değilsin. Benimsen eğer hiç mesele yok her şey yolunda demektir. Ama benim değilsen hiçbir şey yok demektir. Farkındayım bir insana böylesine bağlanmak bayağılığın da ötesi bir şey. işte bu yüzden aklıma bu düşünce geldiğinde durmadan bir korku çöküyor yüreğime…

“Bu gecede sana mutlu uykular dilerken herşeyimi sana veriyorum bir solukta! Benim mutluluğum sende erimektedir.”

Hey Tanrım, ne biçim bir yer burası! Milena, burada olsaydınız ya? Hayır, aklım yitirmiş düşünmeyi, yalan söylemiş olurdum yokluğunuzu duyuyorum dersem... Yetkin, ama acı veren bir büyü ile buradasınız! Benim burada olduğum gibi, daha da elle tutulur biçimde; ben neredeysem siz de ordasınız, benim olduğum kadar, daha da belirli. Eğlenmiyorum, ama kimi zaman şunu düşünüyorum: Burada değilseniz, bulamayacaksınız beni burada. ''Peki, ama nerede bu adam?'' diyeceksiniz... ''Meran'dayım diye yazmamış mıydı?''

Her şeye rağmen senin yanında kendimi iyi hissediyorum…

Yine de gönderiyorum sana merhabamı, ne olur ki. Gerekirse kapının önünde düşüversin yere, belki daha da güçlenerek kalkar.

Sana yazarsam uyuyamıyorum ve bitkin oluyorum. Yazdığımda ise yaşadığım tedirginlik ve korku beni çatlatıyor.

Bazı zamanlar seni gözümün önüne getiriyorum, saçların yüzünü örtmüş, saçlarını kenara ayırıyorum yüzün meydana çıkıyor. Alnını, şakaklarını okşuyorum, sonra ellerimin arasına alıp yüzünü tutuyorum öylece...

Paltomu bile taşımakta zorlanırken dünyayı nasıl taşırım.

Sana yazarsam uyuyamıyorum ve bitkin oluyorum. Yazdığımda ise yaşadığım tedirginlik ve korku beni çatlatıyor.

Milena ne olursun beni yanlış anlama, sadece sev beni!

Odanda seni her gün gören dolap olsaydım keşke. Koltukta oturuşunu, mektup yazışını, yatmanı, uykuya dalmanı seyrederdim. Ama iyi ki de değilim, çünkü son günlerde çektiğin acıları, Viyana'dan ayrılışını izleseydim kederden yere yıkılırdım.

Mutluluk, mutluluk benim için sende erimek!

Kirliyim ben Milena, sonsuz kirli, o yüzden temizlik konusunda böylesine yaygara ediyorum. Hiç kimse cehennemin dibindekiler kadar temiz şarkı söyleyemez; meleklerin söylediğine inandığımız şarkı, aslında onlarınkidir.

Mümkün olduğunca az üzül ki beni de mümkün olduğunca az üzmüş ol.

Açık denizlerin dibinde basınç olmayan hiçbir yer yoktur, seninle olmanın da baskısı da var ama yaşamın kendisi başlı başına bir sıkıntı ve bu beni hasta ediyor. Yaşamaya zorlanırken, insanlara tahammül edemediğimi ve kendimden utandığımı düşündüm ama şimdi sen bana, benim için katlanılmaz olanın yaşamın kendisi olmadığını gösterdin.

"Bazen bana öyle geliyor ki,birlikte yaşamak yerine,ölmek üzere mutlu mesut yan yana uzanacağız.Fakat ne olacaksa senin yanında olacak."
Pin It

0 yorum:

Yorum Gönder